Küresel Yaşam Süresi Uzarken Sağlıklı Yaşam Süresindeki Farklılaşma
Düzenleyen: Olga Samsonova
Küresel ölçekte ortalama yaşam süresinin 60 yaşın üzerine çıkması, demografik açıdan önemli bir dönüşümü işaret etmektedir. Ancak bu uzayan yaşam süresi, her coğrafyada aynı kalitede bir sağlık süresiyle paralellik göstermemekte, bu durum yaşam beklentisi ile sağlıklı yaşam beklentisi arasında belirgin bir makas oluşmasına neden olmaktadır.
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) raporlarına göre, 2050 yılına gelindiğinde 60 yaş üstü nüfusun üçte ikisinin düşük ve orta gelirli ülkelerde ikamet edeceği öngörülmektedir ki bu durum, yaşlanma deneyimlerindeki sosyoekonomik eşitsizlikleri gözler önüne sermektedir. Prof. Dr. Cevdet Yılmaz'ın değerlendirmelerine göre, 1950'de dünya nüfusunun %8'i 60 yaş üstüyken, bu oranın 2050'de %21'e ulaşması beklenmektedir. Bu demografik değişim, sadece nicel bir artış değil, aynı zamanda yaşam kalitesinin de ele alınması gereken kritik bir konu olduğunu ortaya koymaktadır.
Eğitim düzeyi, sağlıklı yaşam süresi üzerindeki belirleyici etkisini sürdürmektedir. OECD ülkelerinde üniversite eğitimi almış bir erkeğin, eğitimi daha kısa olan akranına göre ortalama 7,5 yıl daha uzun yaşayabildiği, kadınlarda ise bu farkın 4,6 yıl olduğu belirtilmektedir; bu eşitsizlik gelişmekte olan ekonomilerde daha da keskinleşmektedir. Örneğin, bir araştırmaya göre Macaristan'da düşük eğitimli 30 yaşındaki bir kişinin önünde ortalama 24 sağlıklı yıl varken, aynı yaştaki iyi eğitimli birinin önünde 40 sağlıklı yıl bulunmaktadır. Biyolojik yaşlanma, fiziksel ve zihinsel kapasiteleri azaltan hücresel hasarın ilerleyici birikimi olarak tanımlansa da, kamu politikalarının yaşlılık dönemindeki yaşam kalitesi üzerinde belirleyici bir rol oynadığı açıktır.
Bu küresel zorluğa yanıt olarak, DSÖ 2021-2030 dönemini, yaş ayrımcılığıyla mücadele etmeyi ve destekleyici toplulukları teşvik etmeyi amaçlayan Sağlıklı Yaşlanmanın On Yılı olarak ilan etmiştir. Bu on yıllık eylem planı, yaşlı bireylerin işlevsel yeteneklerini optimize etmeye odaklanmakta ve temel ihtiyaçları karşılama, öğrenmeye devam etme, mobil olma, sosyal ilişkiler kurma ve topluma katkıda bulunma gibi beş birbiriyle ilişkili yeteneği geliştirmeyi hedeflemektedir. DSÖ'nün bu girişimi, Birleşmiş Milletler'in Madrid Yaşlanma Eylem Planı temelinde yükselmekte ve Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri ile uyumlu bir çerçeve sunmaktadır.
Teknolojik ilerlemeler, yaşlanma sürecinin dönüştürülmesinde rol oynamaktadır. Yapay zeka (YZ) ve biyoteknolojinin yaşlılık üzerindeki etkilerinin tartışıldığı uluslararası forumlar, eklenen yılların tatmin edici yaşamlara dönüştürülmesi için koordineli küresel eylemlerin önemini vurgulamaktadır. Öte yandan, ChatGPT ve Gemini gibi üretken YZ sohbet robotlarının yaşlanmaya yönelik olumsuz stereotipler sergileyebileceği yönündeki araştırmalar, bu teknolojilerin potansiyel önyargılarının ele alınması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu gelişmeler, Aktif Yaşlanma Endeksi'nin (AAI) göstergeleri olan istihdam ve sosyal katılım gibi alanlarda iyileşme vaat etmektedir.
Türkiye özelinde yapılan projeksiyonlar, 2050'de her dört kişiden birinin 65 yaşın üzerinde olacağını öngörmekte olup, bu durum ülkenin sağlık sistemi yanıtını geliştirmesi gerektiğini işaret etmektedir. İleri yaşlarda bireylerin üretken ve toplumla bağlarını koparmadan yaşaması, ulusal ve uluslararası politikaların temel odak noktası haline gelmiştir.
1 Görüntülenme
Kaynaklar
Público.es
CENIE
OMS
Diario Público
OMS
Infobae
Bu konudaki diğer haberlere göz atın:
Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.



