
Peru
Paylaş
Yazar: Aleksandr Lytviak

Peru
Peru yine başkan değiştirdi — ve bu artık bir istisna değil, neredeyse ülkenin siyasi ritmi haline geldi. 18 Şubat'ta Kongre, José Jerí'nin görevden alınmasının ardından José María Balcázar'a yemin ettirdi; 12 Nisan'daki genel seçimlere kadar yeni devlet başkanının görevi yönetmekten ziyade, sistemi yeni bir çöküşten korumak olacak.
Resmi olarak hikaye basit görünüyor. José Jerí, Çinli iş insanlarıyla yaptığı açıklanmayan görüşmeleri etrafındaki yolsuzluk skandalının ardından görevini kaybetti ve Kongre, Perú Libre'den 83 yaşındaki eski yargıç ve milletvekili Balcázar'ı seçti. Görev süresi başlangıçta kısa: ülkeyi seçimlere kadar götürmek ve ardından 28 Temmuz'da göreve başlayacak olan kazanana yetkiyi devretmek. Eğer 12 Nisan'da kimse oyların %50'sinden fazlasını alamazsa, ikinci tur 7 Haziran olarak belirlendi.
Ancak buradaki asıl mesele tek bir istifadan daha derin. Peru'da başkan, uzun zamandır garanti edilmiş istikrarlı bir figür olmaktan çıktı. Ülke, zayıf bir yürütme merkezinin çok güçlü ve parçalanmış bir Kongre ile karşı karşıya geldiği ve "kalıcı ahlaki yetersizlik" hakkındaki muğlak anayasal formülün başkanları görevden almak için defalarca kullanıldığı bir sistemde yaşıyor.
Uluslararası Hukukçular Komisyonu, daha 2020 krizinden sonra, bu tür geniş yorumlamaların kuvvetler ayrılığını zayıflattığı ve başkanlık kurumunu siyasi savaşa karşı savunmasız bıraktığı konusunda uyarmıştı. AP, mevcut lider değişimleri serisini doğrudan bu mekanizmaya bağlıyor.
Bu nedenle yeni başkan haberi kendi başına değil, bir semptom olarak önemli. AP verilerine göre, bu Kongre 2021'den bu yana üç başkanı görevden aldı: Pedro Castillo, Dina Boluarte ve José Jerí. Bu, Peru siyasetinin artık programların rekabeti olarak değil, sürekli bir eleme mücadelesi olarak işlediği anlamına geliyor. Soru şu: Eğer iktidarın kendisi kısa dönemler halinde yaşıyorsa ve neredeyse her zaman bir sonraki krize bakıyorsa, ülke reformlar planlayabilir mi?
Bu arka planda Balcázar'ın büyük siyaset için neredeyse hiç alanı yok. Görevi; asgari düzeyde sakin bir geçiş sağlamak, makroekonomik istikrarı korumak, seçim sürecini aksatmamak ve devletin hala öngörülebilir şekilde hareket edebildiğini göstermektir. Bu özellikle önemli, çünkü geçiş hükümeti bile kırılganlığını hızla gösterdi: Mart ayında Başbakan Denisse Miralles, gerekli çoğunluğu alacağından şüphe duyarak Kongre'deki zorunlu oylamadan önce istifa etti. Yine de bu hikayede güçlü bir nokta var: Başkanlık karmaşasına rağmen Peru ekonomisi şimdilik nispeten istikrarlı kalmaya devam ediyor ve seçimler hala boş bir formalite değil, gerçek bir yeniden başlama şansı olarak görülüyor.
İşte bu yüzden Peru'daki başkan değişikliği şu an sadece Latin Amerika'dan gelen sıradan bir başlık değil. Bu, koca bir ülkenin siyasi dayanıklılık sınavıdır.
Eğer Nisan seçimleri temiz geçerse ve başkan ile Kongre arasında daha istikrarlı bir denge kurulmasını sağlarsa, Peru acil durum yönetimi modundan çıkmak için nadir bir fırsat yakalayacak. Eğer yoksa, yeni başkan çok uzun geçici liderler listesindeki bir sonraki isim olma riskiyle karşı karşıya kalacak.
International Commission of Jurists