Eğitimde İnsani Gelişime Odaklanma: 2026'ya Doğru Paradigma Değişimi

Düzenleyen: Olga Samsonova

2026 yılına yaklaşırken, eğitim paradigmasında temel bir dönüşüm yaşanmaktadır. Bu değişim, yalnızca akademik bilginin ezberlenmesi ve sınav sonuçlarının ötesine geçerek, öğrenmenin niteliğini esaslı bir biçimde etkilemektedir. Yeni eğitim anlayışında, kurumların öncelikli misyonu, bireyin kişiliğinin şekillendiği, değerlerinin yeşerdiği ve içsel merak duygusu ile başkalarına karşı saygının beslendiği bir insan oluşum alanı olmaktır. Eğitimin özü, veri aktarımından ziyade, zihin ve kalbi kapsayan bütüncül bir yaklaşımla insan potansiyelinin tam olarak gerçekleştirilmesine odaklanmaktadır.

Yapay zekanın (YZ) hızla ilerlediği günümüz koşullarında, temel zorluk bilgi eksikliği değil, duygusal zekanın (EQ) ustalıkla yönetilmesi ve sosyal ilişkilerin etkin idaresidir. Dünya genelindeki eğitim sistemleri, özellikle 2025 ve 2026 yıllarına yönelik güncellemelerle, Sosyal ve Duygusal Öğrenme (SEL) bileşenlerini akademik öğrenmenin sağlam zemini için bir ön koşul olarak ele almaya başlamıştır. Türkiye'deki yenilikçi yaklaşımlar da, üst düzey düşünme becerilerinin yanı sıra sosyal-duygusal öğrenme yeteneklerini programların sarmal yapısına dahil etmiştir. Bu entegrasyon, öğrencilerin sadece akademik değil, aynı zamanda sosyal hayata uyum sağlama ve duygularını kontrol etme yeteneklerini geliştirmeyi hedeflemektedir.

Amerikalı filozof John Dewey'in, "Eğitim hayat için bir hazırlık değil, hayatın kendisidir" tespiti, eğitimin içsel duygusal deneyimlerle örülü olması gerektiğini vurgulayarak güncelliğini korumaktadır. Dewey, 1859-1952 yılları arasında yaşamış ve deneyim odaklı bir perspektifle felsefesini şekillendirmiştir; onun için eğitim, öğrencilerin aktif katılımıyla gerçekleşen bir süreçtir. 2026 yılına ait araştırmalar, önde gelen eğitim modellerinin çoğunun duygusal zekâyı temel bir unsur olarak benimsediğini göstermektedir. Bu durum, akademik bilgiyi aktarmaktan, duygusal ve sosyal becerileri geliştirerek gerçek ilerlemeci eğitimin temelini atmaya geçiş yapılması gerekliliğini işaret etmektedir.

Erken okul döneminde geliştirilmesi gereken duygusal ve sosyal gelişim alanlarındaki boşluk, birçok yüksek eğitimli bireyin yaşam baskıları veya sağlıklı ilişkiler kurma konularında zorluklar yaşamasıyla kanıtlanmaktadır. Duygusal ve sosyal odaklı bu yaklaşım, okul ortamını doğrudan etkileyerek zorbalık olaylarında azalmaya ve empati kurma ile başkalarını anlama kapasitesinde artışa yol açmaktadır. Yapay zekanın duygusal ifadeleri tanıma ve analiz etme yeteneği kazandığı bu dönemde, eğitim sistemlerinin teknolojik gelişmelere paralel olarak bireyleri sadece bilgiyle değil, etik ve duygusal olgunlukla donatması kritik bir zorunluluk haline gelmiştir.

Eğitim felsefesinin bu evrimi, bilginin aktarılmasından, sağlam karakterli ve duygusal olarak yetkin bireylerin inşasına geçiş için gerekli hazırlığın tamamlanıp tamamlanmadığı sorusunu yeniden gündeme getirmektedir. Dewey'in 1924'te Atatürk'ün davetiyle Türkiye'ye gelerek hazırladığı raporun, Köy Enstitüleri gibi yapıların kuruluş mantığına yansıması, deneyim odaklı ve bütüncül eğitimin tarihsel köklerini göstermektedir. Bu bağlamda, 2026'ya doğru atılan adımlar, bilginin ötesinde, bireyin toplumsal yaşamda yaratıcı, eleştirel ve uyumlu bir vatandaş olarak var olabilmesi için gerekli olan insani temelleri güçlendirmeyi amaçlamaktadır.

18 Görüntülenme

Kaynaklar

  • ZENIT - Arabic

  • BookTrib

  • Daniel Goleman

  • Hunter Adams

Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.