Estetik Titremenin Genetik Temelleri Max Planck Araştırmasıyla Belirlendi

Düzenleyen: Katia Cherviakova

Güzel bir müzik dinlerken veya dokunaklı bir şiir okurken bazı bireylerde aniden tüylerin diken diken olması veya omurga boyunca yayılan bir ürperti hissedilirken, bazılarında bu fiziksel tepki neredeyse hiç gözlemlenmez. Şubat 2026'da yayımlanan yeni bir bilimsel çalışma, bu deneyimin, yani 'estetik titreme' veya 'belirleyici ürperti' olarak adlandırılan olgunun, genetik yapı tarafından önemli ölçüde şekillendirildiğini kesin olarak ortaya koydu. Bu fenomen, ölçülebilir fizyolojik olayları öznel duygusal deneyimlerle birleştirmesi açısından bilimsel merak uyandırmaktadır.

Daha önceki araştırmalar, bu titremelerin ödül ve motivasyonla ilişkili beyin sistemlerini aktive ettiğini göstermişti, ancak yatkınlığın boyutu hep bir soru işareti olarak kalmıştı. Bu konuya tarihsel bir ilgi mevcuttur; nitekim Charles Darwin, King's College Şapeli'nde duyduğu bir ilahinin omurgasını titretecek kadar yoğun bir zevk verdiğini tasvir etmiştir. Yazar Vladimir Nabokov ise bu hissi, gerçek edebi dehanın tanınması için zorunlu olan 'belirleyici ürperti' olarak adlandırmıştır.

Bu yeni araştırmada, Max Planck Psikodilbilim Enstitüsü'nden (MPI) Giacomo Bignardi ve meslektaşları, Hollanda'nın geniş ölçekli Lifelines kohort çalışmasından elde edilen verileri analiz etti. Bu büyük, çok kuşaklı kohort çalışması, Kuzey Hollanda'daki bireyleri kapsamaktadır ve 2006 ile 2013 yılları arasında katılımcılar davet edilmiştir. Araştırmacılar, genetik bilgileri analiz ederek, estetik titreme deneyimleme varyasyonunun yaklaşık yüzde 30'unun ailesel faktörlerle ilişkili olduğunu tespit etti. Bu ailesel etkinin yaklaşık dörtte biri, yaygın genetik varyantlara (SNP'ler) bağlanabilmektedir; bu da genlerin belirleyici olmasa da kayda değer bir rol oynadığını kanıtlamaktadır.

Lifelines kohortu, çevresel, fenotipik ve genomik faktörlerin kronik hastalıkların gelişimi ve sağlıklı yaşlanma üzerindeki karmaşık etkileşimlerini incelemek üzere kurulmuş bir kaynaktır ve çalışmaya katılan 15.500'den fazla katılımcının genomik verileri mevcuttur. Keşfedilen genetik etkilerin bir kısmı, müzik, şiir ve görsel sanatlar gibi birden fazla sanat formu arasında ortak bir payda oluşturmakta ve deneyime açıklık gibi daha geniş kişilik özellikleriyle ilişkilendirilmektedir. Bununla birlikte, araştırmalar, sanat formları arasında paylaşılmayan genetik etkilerin de var olduğunu ortaya koymuştur; bu durum, müzik yanıtı ile edebiyat veya görsel sanatlara verilen tepkiler arasında farklı biyolojik mekanizmaların devreye girdiğini ima etmektedir.

Bu bulgular, estetik duyarlılığın biyolojik temelini anlamada yeni bir perspektif sunmaktadır. Bilim camiası, estetik deneyimlerin nöral devrelerinin biyolojik olarak anlamlı uyaranları işleyen sistemlere benzer şekilde aktive olduğunu daha önce belirtmişti. Ancak araştırmacılar, genetiğin bu deneyimlerin yalnızca bir parçasını oluşturduğunu vurgulamaktadır; yetiştirilme tarzı, kültür ve kişisel deneyimlerin de duygusal hassasiyet üzerinde büyük bir etkiye sahip olduğu belirtilmektedir. Önceki bir ikiz çalışmasında, estetik titreme eğiliminin kalıtılabilirliği yüzde 0.36 olarak tahmin edilmişti, bu da yeni bulgularla uyumlu bir genetik eğilimin varlığını desteklemektedir.

Bu çalışma, kültürle olan en yoğun duygusal deneyimlerimizin biyolojik zeminine dair daha derin bir kavrayışın kapısını aralamaktadır. Ayrıca, 2026'daki estetik bilimine olan ilgi, 'vibe' ve kültürel alaka düzeyiyle yönlendirilen 'estetik değerin' marka geliştirmede ve 'Tat Ekonomisi'nde artan bir rol oynadığı ticari ve teknolojik alana da uzanmaktadır.

4 Görüntülenme

Kaynaklar

  • ResearchGate

  • PLOS Genetics

Bu konudaki diğer haberlere göz atın:

Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.