Dışsal Onaydan Bağımsız Öz-Değer İnşa Etme Yöntemleri

Düzenleyen: Olga Samsonova

Psikoloji bilimindeki güncel yaklaşımlar, sürekli onay arayışını basit bir ihtiyaçtan ziyade, nihayetinde kişiyi başkalarına bağımlı kılan geçici bir düzenleme stratejisi olarak yeniden çerçevelemektedir. Bu durum, bireyin öz-değer algısının değişken ve kırılgan bir dış onay mekanizmasına bağlı kalmasına neden olmaktadır; zira dışsal doğrulama yalnızca anlık bir rahatlama sunar ve kişinin kendi değeri üzerindeki kontrolünü başkalarının erişilebilirliğine teslim eder. Bu bağımlılık, bireyin yaşamındaki kaçınılmaz iniş çıkışlar karşısında esnekliğini azaltarak, psikolojik sağlamlığını zayıflatır.

Öz-değerini yalnızca sonuçlara bağlayan bireyler, bu döngü içinde sürekli bir teyit ihtiyacı hissederler. Bu kırılgan yapıyı aşmak ve kalıcı bir öz-değer hissi tesis etmek amacıyla, araştırmalarla desteklenen beş temel yöntem öne sürülmektedir. Bu yöntemler, kişisel güvenilirliği kanıtlamak için küçük taahhütlerin yerine getirilmesiyle başlar; her tamamlanan küçük görev, bireyin kendi kendine olan inancını somut delillerle pekiştirir. Ayrıca, psikolojik esnekliği artırmak için duygusal dayanıklılık pratiği yapmak ve belirsizliği tolere etme becerisini geliştirmek, anlık açıklama arayışına direnme gücü kazandırır.

İçsel bakım sistemlerini harekete geçirmek adına, dışsal onaylamanın yerini öz-şefkat temelli öz-takdir almalıdır; bu, bireyin kendi kendine şefkatle yaklaşmasını sağlayarak dışsal kaynaklara olan ihtiyacı azaltır. Öte yandan, bilişsel esneklik kullanılarak sosyal sonuçlardan kişisel değeri ayırmak esastır; bu, belirsiz etkileşimlerin alternatif açıklamalarını keşfetme yeteneğini içerir. Bu yaklaşım, bireyin kendisi hakkındaki olumlu düşüncelerini ve gerçekçi hedeflerini güçlendirerek özgüvenli davranışları destekler.

Bu stratejilerin temelinde, öz-değerin ölçütünü dışsal tepkiler yerine içsel ilkelere bağlama prensibi yatar; bu ilke, özellikle Kabul ve Kararlılık Terapisi (ACT) gibi modern yaklaşımların merkezinde yer alır. ACT, üçüncü dalga davranışçı terapiler arasında yer alır ve psikopatolojiyi yapısal bir sorun yerine, bireyin çevresiyle etkileşimi bağlamında ele alır. ACT'in temel amacı, kaçınma stratejilerini azaltmak ve bireyin değerleri doğrultusunda kararlı eylemlerde bulunmasını sağlayacak psikolojik esnekliği artırmaktır.

Jennifer Crocker ve Connie Wolfe tarafından literatüre kazandırılan koşullu öz-değer kavramı, kişinin değer algısını dışsal koşullara bağlama eğilimini tanımlar. Bu dışsal koşullar genellikle görünüm, rekabet ve başkalarından onay alma gibi toplumsal olarak doğrulanmış alanları kapsar. Crocker'ın araştırmaları, dış koşullara dayalı öz-değer peşinde koşan üniversite öğrencilerinin depresyon belirtileri geliştirme olasılığının önemli ölçüde daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bu durum, değer arayışının öğrenme ve zihinsel sağlık gibi diğer temel ihtiyaçları olumsuz etkileyerek bağımlılıklara yol açabileceğini ortaya koymaktadır.

Öz-değerini içsel kaynaklardan besleyen birey, yaşamın kaçınılmaz zorlukları karşısında daha dirençli kalır ve kendini olduğu gibi kabul etme yeteneği geliştirir. Kendini tanıma ve diğerleriyle rekabet etmek yerine kendi kapasitesine uygun ilerleme, kişisel gelişim için kritik öneme sahiptir. Öz-değer duygusu eksik olan kişilerde güvensizlik ve çekingenlik gözlemlenirken, kendi değerini içselleştiren bireylerin davranışları ve dolayısıyla hayatları olumlu yönde gelişim kaydeder. Bu içselleştirme süreci, sürekli teyit ihtiyacının çözünmesine ve bireyin yaşamla daha sağlam bir bağ kurmasına olanak tanır.

24 Görüntülenme

Kaynaklar

  • Forbes

  • MindLAB Neuroscience

  • Forbes

  • ResearchGate

  • NovoPsych

Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.