Bir fizikçi dalga fonksiyonunun çöküşüne baktığında ve gözlemci olmadan denklemlerin dilsiz kaldığını anladığında, akıllara rahatsız edici bir soru gelir: Ya gözlemci deneyin rastgele bir katılımcısı değil de gerçekliğin dokusunu oluşturan ana unsursa? New Scientist'te yayımlanan bir makale, Rochester Üniversitesi'nden Adam Frank ve farklı ülkelerden meslektaşları tarafından geliştirilen tam da böyle bir çerçeveyi, yani "faillik fiziğini" sunuyor. Burada bilinçli deneyim ve amaçlı eylem, karmaşık maddenin sonradan ortaya çıkan özellikleri olmaktan çıkıp evrenin temel unsurları olarak ilan ediliyor.
Görünüşe göre bu yeni modelin gidermeye çalıştığı temel gerilim, modern fiziğin parçacık davranışlarını kusursuzca tahmin etmesine rağmen bu davranışların neden bir özne tarafından deneyimlendiğini hiçbir şekilde açıklayamamasından kaynaklanıyor. Frank ve ortak yazarları radikal bir adım atmayı öneriyor: Yaşanan deneyimi ciddiye alarak temel yasaları ondan türetmek. Verilere göre bu teorik ilerleme; biriken paradoksların artık bilinçli öznenin rolünün göz ardı edilmesine izin vermediği fizik, zihin felsefesi ve sinirbilimin kesişme noktasında doğuyor.
Yapay sistemlerin giderek daha karmaşık davranışlar sergilediği, hayvan bilinci ve olası makine zekası hakkındaki tartışmaların doruğa ulaştığı tam da şu dönemde, önceliklerin bu şekilde yer değiştirmesi özellikle zamanında görünüyor. Araştırmalar, doğrudan deneyimi hesaba katmadan beyni sadece biyolojik bir bilgisayar, evreni ise sadece bir denklemler dizisi olarak görmeye mahkum olduğumuzu öne sürüyor. Görünüşe bakılırsa yeni çerçeve, seçme ve niyet etme yetisini fizik teorisinin en temeline yerleştirmeye çalışarak failliği bir yan etki değil, itici bir güç haline getiriyor.
Burada, mevcut yaklaşımlarla olan farklar açıkça beliriyor. Bütünleşik Bilgi Teorisi bilinci matematiksel yapılarla ölçmeyi hedeflerken, Küresel Çalışma Alanı Teorisi bilginin beyindeki geniş erişilebilirliğine vurgu yapıyor; fakat her ikisi de bilinci hâlâ fiziksel süreçlerin bir sonucu olarak görüyor. "Faillik fiziği" daha ileri giderek, deneyimin ve amacın temel rolü olmadan kuantum mekaniğinin eksik kalacağını savunuyor. Uzmanlar, bunun gözlemcinin rolünün hâlâ güzel bir teorideki can sıkıcı bir istisna gibi göründüğü ölçüm problemini çözmeye yardımcı olabileceğini belirtiyor.
Zar atışının sonucunu sadece kaydeden pasif bir izleyiciyi değil, katılma kararı bile sonucun olasılıklarını değiştiren bir oyuncuyu hayal edin. Benzer şekilde yeni modele göre, bilinçli özne zaten hazır olan bir evrende ortaya çıkmaz; her dikkat ve seçim eylemiyle onu birlikte yaratır. Bu analoji, meseleyi görünürdeki gizemden arındırıyor: Bilinci nöronların "içinde" veya kuantum etkilerinde aramayı bırakıp, onu gerçekliği kendi etrafında organize eden birincil bir özellik olarak görmeye başlıyoruz.
Böyle bir değişimin sonuçları teorik fiziğin sınırlarının çok ötesine uzanıyor. Bu değişim, yapay bilinçli sistemler oluşturmanın etiğini, insan topluluklarındaki kolektif zeka biçimlerine dair anlayışımızı ve hatta canlı dünyaya aynı temel failliğin bir tezahürü olarak bakışımızı etkiliyor. Uluslararası iş birliklerinden gelen ön veriler, bu yeni yaklaşımın felsefeyi soyut bir akıl yürütme olmaktan çıkarıp laboratuvarda işleyen bir araca dönüştüren deneylere ilham verebileceğini gösteriyor.
Eğer bilinç gerçekten kuantum alanlarından daha derinde yatıyorsa, dikkatimizin her anı bir yan olgu değil, evrenin dokusunu şekillendiren yaratıcı bir eylem demektir.




