Erivan'da, uzmanların şimdiden Ermenistan dış politikasında tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirdiği bir zirve gerçekleştirildi. Avrupa Birliği temsilcileri, Rusya ile ilişkilerin gözle görülür şekilde soğuduğu bir dönemde ülke yönetimiyle bir araya geldi. Bu olay sadece diplomatik bir protokolden ibaret olmayıp, Ermenistan'ın jeopolitik önceliklerindeki köklü değişimlerin bir yansımasıdır.
Bu değişimlerin kökenleri, Dağlık Karabağ çevresinde yaşanan son çatışmalara kadar uzanıyor. 2020'den sonra ve özellikle Azerbaycan güçlerinin bölgenin kontrolünü ele geçirdiği 2023 yılında Moskova, Erivan'ın beklediği şekilde müdahalede bulunmadı. KGAÖ'ye karşı duyulan hayal kırıklığı, Ermeni liderlerin Avrupa Birliği kurumları dahil olmak üzere Batı'da daha aktif bir şekilde destek aramasına yol açtı.
Zirvede sadece ticaret ve yatırımlar değil, aynı zamanda kurumların güçlendirilmesi, yolsuzlukla mücadele ve güvenlik alanında olası yakınlaşma konuları da ele alındı. AB, Ermenistan'ı Güney Kafkasya'da istikrarı teşvik etmek için bir ortak olarak görüyor ve karşılığında ekonomik teşvikler ile siyasi destek sunuyor. Erivan için bu durum, tek bir büyük müttefike olan bağımlılığın yarattığı kırılganlığı azaltma şansı anlamına geliyor.
Kendinizi, aşina olduğu bir patikada uzun süre yürürken yolun aniden bir uçurumla kesildiğini gören bir yolcu gibi hayal edin. Düşmek yerine, daha geniş ve aydınlık görünen başka bir yöne sapar. Ermenistan şu anda tam olarak bu konumda: Eski güvenlik garantilerinin bir yanılsama olduğu ortaya çıktı ve ülke, arkasındaki köprüleri yakmadan kendine yeni dayanaklar arıyor.
Ancak bu geçiş süreci kolay olmaktan çok uzak. Ermenistan ekonomisi, işçi dövizlerinden doğalgaz tedarikine kadar Rusya ile derin bir entegrasyon içindedir. Her türlü ani hareket iç sarsıntılara neden olabileceğinden, Başbakan Nikol Paşinyan hükümeti Moskova'ya yönelik eleştirileri pratik bağları korumakla dengeleyerek temkinli bir yol izliyor.
Daha geniş bir çerçevede bu zirve, bölge ülkelerinin güç dengelerindeki kaymalara nasıl tepki vermek zorunda kaldığını gösteriyor. Avrupa kurallara ve iş birliğine dayalı bir kalkınma modeli sunarken, Rusya ile olan geleneksel bağlar eski cazibesini yitiriyor. Bu yeni rotanın ne kadar sürdürülebilir olacağını ise zaman gösterecek.



