Amerika Birleşik Devletleri, eylül ayında New York'ta düzenlenecek olan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'na katılacak Filistinli yetkililerin vizelerini iptal ederek dikkat çekici bir diplomatik adım atmıştır. ABD Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ve Filistin Yönetimi (FY) üyelerinin vizelerinin reddedildiği veya iptal edildiği belirtilmiştir. Bu karar, Filistinli yetkililerin uluslararası platformlarda temsil edilmesini kısıtlarken, aynı zamanda ABD'nin İsrail-Filistin çatışmasındaki tutumunu da bir kez daha gözler önüne sermiştir.
ABD Dışişleri Bakanlığı, bu kararın gerekçesi olarak Filistinli yetkililerin taahhütlerini yerine getirmemesi ve barış umutlarını baltalaması gösterilmiştir. Bakanlık, FKÖ ve FY'nin terörü kınaması, şiddeti teşvik etmeyi bırakması ve uluslararası hukuk yollarıyla İsrail'e karşı yürüttüğü "hukuk savaşı" olarak nitelendirilen girişimleri sonlandırması gerektiğini vurgulamıştır. Bu adımların, Hamas'ın rehineleri serbest bırakmayı reddetmesine ve Gazze'deki ateşkes görüşmelerinin çökmesine katkıda bulunduğu iddia edilmiştir. Bu durum, ABD'nin Temmuz 2025'te de Filistinli yetkililere yönelik benzer yaptırımlar uygulamasının ardından gelmiştir.
Bu hamle, özellikle Fransa, Birleşik Krallık, Kanada ve Avustralya gibi bazı Batılı ülkelerin BM Genel Kurulu'nda Filistin devletini resmen tanıma hazırlıkları yaptığı bir döneme denk gelmesiyle daha da önem kazanmıştır. ABD'nin bu kararı, uluslararası toplumda Filistin'in devlet statüsüne yönelik artan desteğe karşı bir duruş olarak yorumlanmıştır. Filistin Dışişleri Bakanlığı, karardan duyduğu derin şaşkınlığı dile getirerek, bu adımın BM'nin Ayrıcalık ve Muafiyetlerine Dair Sözleşmesi'ne aykırı olduğunu belirtmiş ve ABD'yi kararını gözden geçirmeye çağırmıştır.
Tarihsel olarak, ABD'nin BM'ye katılım için gelen yetkililere vize vermeme konusundaki tutumu, 1988'de Yaser Arafat'a vize verilmemesi üzerine BM Genel Kurulu'nun Cenevre'de toplanmasına neden olmuştur. Bu kez de Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın Genel Kurul'a katılıp katılamayacağı belirsizliğini korumaktadır. ABD, BM Genel Merkezi Anlaşması uyarınca Filistin Misyonu'na muafiyet tanıyacağını belirtse de, bu durumun genel etkiyi ne ölçüde azaltacağı merak konusudur.
ABD'nin Filistinli yetkililere yönelik vize kısıtlamaları, küresel diplomasi sahnesinde artan bir gerilimin ve farklılaşan yaklaşımların bir göstergesi olarak görülebilir. Birleşmiş Milletler gibi uluslararası platformlarda temsil ve katılımın, siyasi stratejilerin bir aracı haline gelmesi, devletlerin kendi ulusal çıkarlarını ve jeopolitik hedeflerini nasıl önceliklendirdiğini ortaya koymaktadır. Bu durum, uluslararası ilişkilerde güvenilirlik ve iş birliği ilkelerinin ne denli hassas dengeler üzerine kurulu olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.
Filistin'in uluslararası alanda tanınma çabalarının yoğunlaştığı bu dönemde, ABD'nin bu tür adımları, bölgesel ve küresel barış süreçlerinin geleceği hakkında önemli soruları gündeme getirmektedir. Bu gelişmeler, uluslararası hukukun ve anlaşmaların yorumlanması ve uygulanmasındaki potansiyel gerilimlere de ışık tutmaktadır.