Dijital Aşırı Yüklenme Çağında Duygusal Minimalizmle Zihinsel Esenlik
Düzenleyen: Olga Samsonova
Sürekli dijital uyarım ve aşırı bilgi bombardımanı, günümüzün kronik bilişsel yorgunluğunun temel nedenidir ve bu durum algılanan anksiyete düzeylerini yükseltmektedir. Bu sürekli tetikte kalma hali, bireylerin zihinsel sınırlarının aşınmasına yol açarak kortizol seviyelerinde artışa neden olabilmektedir. Yapılan bir çalışmada, dijital platformların çoklu uyarı sistemlerinin prefrontal korteks üzerinde sürekli dikkat bölünmesine yol açtığı ve karar verme süreçlerini olumsuz etkilediği saptanmıştır. Bu sürekli bağlantı durumu, bireyin zihinsel ve duygusal sınırlarını aşındırarak önemli bir psikolojik yük oluşturmaktadır.
Uzmanlar, bu zorluğun üstesinden gelmek için duygusal minimalizm kavramını önermektedir. Bu yaklaşım, duygusal enerjinin geniş bir alana dağıtılması yerine, bilinçli olarak nereye yönlendirileceğinin seçilmesini esas alır. Psikolojik minimalizm, zihinsel arınma ve duygusal sadeleşmeyi temel alarak, gereksiz düşüncelerden, geçmişe takılıp kalmaktan ve duygusal strese neden olan faktörlerden uzaklaşmayı içerir. Araştırmalar, dijital yorgunluğun yalnızca bilişsel bir tükenmişlik değil, aynı zamanda sosyal medyadaki kıyaslamalar nedeniyle duygusal bir yorgunluk haline de dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Bu pratik, bireyin gerçekten değer verdiği alanlara enerjisini odaklamasını sağlayarak daha net bir yaşam amacı oluşturur. Uygulamalı çalışmalar, dijital uyaranları azaltan bireylerin genel iyi oluş düzeylerinde yüzde 23 oranında daha yüksek raporlama yaptığını göstermektedir. Bu yaklaşım aynı zamanda, kişinin kendini suçlama hissi olmadan taahhütlerini reddetmeyi öğrenmesini de kapsar; psikologlar bunu, duygusal düzenlemeyi destekleyen hayati bir öz-bakım eylemi olarak vurgulamaktadır. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, iş stresine bağlı depresyon ve anksiyete, küresel ekonomiye yıllık 1 trilyon dolar kaybettirmektedir, bu da zihinsel yükün ekonomik boyutunu göstermektedir.
Bilişsel Yük Kuramı bağlamında, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, zihnin işleyebileceğinden fazla bilgiyle sürekli karşılaşmasının olumlu etkiler yaratmadığını belirtmektedir. Yoğun bilgi yükünü sindirmeye çalışmanın yarattığı stresin, uyku düzenini bozarak konsantrasyonu sabote edebildiği ve bağışıklık sistemini zayıflatarak toplumu Bilgi Yorgunluğu Sendromuna sürüklediği ifade edilmektedir. Bu durum, ortalama bir ofis çalışanının dikkatini her üç ila beş dakikada bir bölmesiyle kendini gösteren yaygın bir sorundur. Bilişsel ve duygusal yükün azaltılması, zihinsel berraklığı, yaratıcılığı ve keyif almayı belirgin biçimde iyileştirerek, yaygın olan duygusal doygunluk hissini bertaraf etmektedir.
Küresel ölçekte, sanayileşmiş uluslardaki genç yetişkinlerin neredeyse yarısı, içsel alanlarını geri kazanmak ve yaşam memnuniyetini artırmak amacıyla gönüllü sadeleşme biçimlerini benimsemektedir. Stanford Üniversitesi'nden Bailenson'ın 2021'de belirttiği gibi, uzun süreli çevrim içi görüşmeler dahi kişilerde dikkat dağınıklığı, kaygı ve tükenmişlik belirtilerini artırabilmektedir. Bu bağlamda, minimalist yaşam felsefesi, sadece fiziksel eşyalardan kurtulmak değil, aynı zamanda zamanı, enerjiyi ve ilişkileri yönetme biçimini de kapsayan amaç odaklı bir yaşam tarzı yaratma pratiğidir. Yale Üniversitesi'nden Psikolog Prof. ve Stanford Üniversitesi'nden Nörolog Dr. gibi uzmanlar, sade yaşam alanlarının bilişsel fonksiyonları güçlendirdiğini ve yaratıcılığı artırdığını ortaya koyan araştırmalara dikkat çekmektedir. Bu bilinçli seçimler bütünü, modern çağın getirdiği hız ve sürekli ulaşılabilirlik beklentisine karşı geliştirilmiş stratejik bir direnç mekanizması sunmaktadır.
22 Görüntülenme
Kaynaklar
El Nuevo Día
El Nuevo Día
Infobae
NeuroClass
YouTube
ÁNIMA Psicólogos
Bu konudaki diğer haberlere göz atın:
Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.
