ABD Adalet Bakanlığı'nın birkaç saat önce federal esrar kurallarını köklü bir şekilde gevşeteceğini duyurmasıyla, havada tarihi bir kırılma anının hissi belirdi. Onlarca yıldır en tehlikeli uyuşturucularla bir tutulan bu madde, nihayet yeni bir statüye kavuşuyor. Hacmi halihazırda 47 milyar dolara ulaşmış olan bu sektör için bu adım, sadece bürokratik bir değişiklik değil; aksine trilyonlarca dolarlık potansiyel yatırımın önündeki engellerin kalkması ve küresel ticaret kurallarının yeniden yazılması anlamına geliyor.
Kararın özünde, esrarın "Çizelge I"den daha düşük riskli "Çizelge III" kontrollü maddeler kategorisine alınması yatıyor. Bu hamleyle Washington, esrarın tıbbi değerini resmen kabul ederken federal düzeydeki kısıtlamaları da önemli ölçüde hafifletiyor. Reuters tarafından teyit edilen Adalet Bakanlığı açıklamasına göre bu yeni düzenleme, daha geniş çaplı bilimsel araştırmalara kapı açacak, yasal işletmelerin bankacılık hizmetlerine erişimini kolaylaştıracak ve sektörün onlarca yıldır mahrum bırakıldığı vergi indirimlerinden faydalanmasını sağlayacak.
Küresel piyasalar bu gelişmeye anında tepki verdi. Kanada ve ABD merkezli kenevir üreticilerinin hisseleri, tüm resmi prosedürler henüz tamamlanmadan yükselişe geçti. Latin Amerika'dan Avrupa ve Asya'ya kadar şimdiye dek ABD'nin sert tutumunu rehber edinen ülkeler, artık kendi reform süreçleri için siyasi bir dayanak elde etmiş oldular. Düne kadar sarsılmaz görünen düzenleyici yaklaşımlar, ekonomik rasyonalitenin baskısı altında çatırdamaya başladı.
Bu resmi kararın temelinde, Amerikan yönetiminin mantığında yaşanan köklü bir değişim bulunuyor. Yarım asır önce başlatılan "uyuşturucuyla savaş" politikası, uzun zaman önce maliyetli ve verimsiz bir sisteme dönüşmüştü. 38 eyalet tıbbi keneviri, 24 eyalet ise eğlence amaçlı kullanımı halihazırda yasallaştırmışken, federal hükümet eski ideolojinin son kalesi konumundaydı. Mevcut yumuşama ani bir karardan ziyade, gerçeğin gecikmiş bir itirafı niteliğinde: Kara borsa tam da yasaklar nedeniyle güçlenirken, yasal ticaret ise çelişkili kurallar sarmalında boğuluyor.
Bu durumu, devletin endüstriyel ölçekte üretilmesinin şarabı bir zehre dönüştürmediğini nihayet kabul etmesine benzetebiliriz. 1933'te "alkol yasağının" kaldırılmasının yasa dışı içki kaçakçılarını yasal şarap üreticilerine dönüştürüp hazineyi vergiyle doldurması gibi, bugünkü karar da yasa dışı satıcıları yavaş yavaş ekonominin dışına itebilir. Ancak genel tablo daha karmaşık; zira federal bankalar hala kenevir şirketleriyle çalışmaya mesafeli yaklaşıyor ve uluslararası uyuşturucu kontrol sözleşmeleri dış ticaretin önünde ek engeller oluşturmaya devam ediyor.
Asıl ilgi çekici süreç, iç siyaset ile küresel ekonominin kesiştiği noktada yaşanıyor. Adalet Bakanlığı'nın bu kararı, düne kadar tüm dünyaya katı uyuşturucu karşıtı doktrinler ihraç eden bir ülkenin, bugün nasıl bizzat liberalleşmenin öncüsü haline geldiğini kanıtlıyor. Bu değişim sadece on milyarlarca dolarlık piyasadaki güç dengesini değil, bizzat düzenleme felsefesini de kökten değiştiriyor: Topyekûn yasakçı zihniyetten; denetlenebilir, vergilendirilebilir ve bilimsel olarak incelenebilir bir pazara geçiş yapılıyor. Dünya Washington'u izlerken, körü körüne uygulanan yasakların devrinin yavaş ama kararlı bir şekilde tarihe karıştığını görüyor.
Gelecek on yılı şekillendirecek asıl soru ise hala güncelliğini koruyor: Bu karar tam federal yasallaşmaya giden yolun ilk adımı mı olacak, yoksa eski korkular ile yeni ekonomik gerçekler arasında sıkışmış temkinli bir taviz olarak mı kalacak? Şimdilik bu sorunun cevabı, borsa verileri ile gelecekteki uluslararası anlaşmaların satır aralarında bir yerlerde gizleniyor.




