Erken Çocuklukta Duygusal Etiketleme, Yetişkin Duygusal Zekasının Temelini Oluşturuyor

Düzenleyen: Elena HealthEnergy

Erken Çocuklukta Duygusal Etiketleme, Yetişkin Duygusal Zekasının Temelini Oluşturuyor-1

Duygusal Zeka

Gelişim psikolojisi alanındaki çalışmalar, duygusal zekayı geliştirmenin en etkili yolunun kurumsal eğitimlerden ziyade, hayatın ilk evrelerinde, ev ortamında atılan temeller olduğunu öne sürüyor. Bu araştırmalar, doğumdan itibaren ebeveynler tarafından uygulanabilen ve maliyetsiz bir alışkanlık olan duyguları sesli isimlendirmenin, yani "duygusal etiketleme" veya "duygu koçluğu"nun, çocuğun nörolojik ve gelişimsel süreçleri üzerinde derin faydalar sağladığını vurgulamaktadır.

Bakım veren bir ebeveynin, çocuğun yaşadığı sıkıntıya "Şu anda gerçekten çok sinirlenmiş görünüyorsun" şeklinde yanıt vermesi, duyguyu geçiştirmek yerine çocuğa bir kelime sunar; bu kelime, kafa karıştırıcı içsel deneyimi şekillendirecek bir araç görevi görür. Bu tutarlı uygulamanın, duygusal zekanın temelini oluşturan vazgeçilmez bir kelime dağarcığı oluşturduğu saptanmıştır. Duygusal zekası yüksek bireylerin daha dengeli ilişkiler kurduğu ve lider pozisyonlarında daha sık bulunduğu bilinmektedir. Çocukların duygusal dil becerileri ile daha sonraki yaşlarda sergiledikleri öz düzenleme yetenekleri arasında güçlü bir korelasyon mevcuttur; duygularını tam olarak tanımlayabilen çocuklar, daha etkili başa çıkma stratejileri kullanmaktadır.

Aile üyelerinin üç yaşından itibaren çocuklarla duygusal dil kullanma sıklığının, çocuğun altı buçuk yaşına geldiğinde başkalarının duygularını anlama yeteneğini öngördüğü çalışmalarla gösterilmiştir. Öz düzenleme, bireyin düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını amaç odaklı düzenleme kapasitesi olarak tanımlanır ve durma, düşünme ve sonra harekete geçme becerisinin en yalın halidir. "Kötü hissetmek" ile "utanmak" veya "kızgın olmak" arasındaki ayrımı yapabilmek gibi spesifik terimler, içsel iletişim ve strateji seçimi için kritik öneme sahiptir; bu tür bir özgüllük, genel ifadelerden daha etkilidir.

Bu mekanizma beyin bilimleriyle de desteklenmektedir: Duyguları kelimelere dökmek, beynin tehdit algılama merkezi olan amigdala'nın aktivitesini belirgin şekilde azaltır; bu da "adlandır ki, sakinleşsin" prensibini kanıtlar niteliktedir. Bu süreç, aynı zamanda duyguların bastırılması gereken durumlar değil, gözlemlenebilir, adlandırılabilir ve dolayısıyla yönetilebilir olgular olduğunu çocuğa öğretir. Bu alışkanlık, yatmadan önce duygular hakkında yansıtıcı konuşmalar yapmak gibi günlük yaşamda kendini gösterir ve bu, ifadeyi ve içselleştirmeyi destekler.

Dr. John Gottman tarafından öncülük edilen "Duygu Koçluğu," çocuklarda artan duygusal düzenleme zorlukları endişeleri arasında sürdürülebilir iyilik halini teşvik etmek için evrensel olarak etkili bir strateji olarak kabul edilmektedir. Gottman, evlilik ve ilişki araştırmalarında 40 yılı aşkın süredir çalışmakta olup, çiftlerin etkileşim kalıplarını inceleyerek uzun vadeli ilişki sağlığını tahmin etme yöntemleri geliştirmiştir. Bir bakım verenin yapabileceği en güçlü eylem teknolojik olan değil, çocuğun iç dünyasını anlaşılır ve yönetilebilir bir şeye dönüştüren yargılayıcı olmayan günlük konuşmalara dahil olmaktır. Duygusal zekası yüksek bireylerin, akademik başarıdan ziyade yaşam memnuniyetinde ve sosyal ilişkilerde daha başarılı olduğu Harvard Üniversitesi'nde yapılan bir takip çalışmasında gözlemlenmiştir.

9 Görüntülenme

Kaynaklar

  • Forbes Brasil

  • OMS

  • SciELO

  • Forbes

  • Gizmodo

Bir hata veya yanlışlık buldunuz mu?Yorumlarınızı en kısa sürede değerlendireceğiz.